18 Mayıs 2011

Akdeniz koylarında şarap tadımı..



Şarapların büyülü dünyasına girince insan, bulunduğu her ortamda yer açıyor birbirinden güzel şaraplara. Hep en sevdiği şarabı içmek değil değişik şarapları “öğrenmek” istiyor. Üstelik o da yetmiyor, dostlarını da ortak etmek istiyor bu tatlara-tadımlara.



Ruh halimiz böyle olunca bu Nisan ayında yaptığımız tekne turuna herkes 3-4 şişe değişik kırmızı şarap getirsin, yatay-dikey-düşey ne türden tadım varsa yapalım, denizin kokusuna şarabın tadını katalım istiyoruz.
Beyaz ve roseleri başka zamana bırakıyoruz.



Teknenin havuzluğuna çıkan merdivenlerden yapılmış şarap kavının resmidir
Teknedeki kötü kadehleri önceden bildiğimizden yanımızda İkea’dan alınmış Fransız malı balon kadehlerimiz var.

EKİNCİK



Marmaris’ten başladığımız yolculuğumuzun ilk durağı Köyceğiz’in saklı cenneti Ekincik koyu. Şaraplarımız Anteres Şili Merlot 2008, Çamlıbağ Cabernet Sauvignon+Kuntra 2009 ve DLC Grenache 2008.
Son zamanlarda yeni dünya şaraplarındaki ciddi yükselişe fiyat sorunu nedeniyle maalesef tanık olamıyoruz. Komşuda 5.40 Avroya satılan şaraplar bizim büyük marketlerimizde 30 TL’den aşağı değil. Böyle bir Merlot şarabı 10-12 TL’ye alabilsek su yerine içmek gerekir. Bizim peynir tabağımızla güzel bir seçim oldu. Peynir tabağımızda hepsi bir birinden güzel eski kaşar, kars gravyer, keçi peyniri ve Parmesan var.
Bozcaada’nın ilk Türk şarap üreticisi olan Yunatçılar’ın Çamlıbağ şarapları giderek ismini daha çok duyuruyor. Ancak adaya özgü Karasakız ya da Kuntra üzümünün yumuşaklığını ve tatlımsılığını cabernet pek kurtaramamış gibiydi . Belki de %70-%30 oranını değiştirmek gerekir. Yine de makul fiyatlı butik şaraplarımızdan biri olarak bize destelemek düşer.
DLC Grenache 2008 Türkiye'nin ve Doluca'nın ilk Grenache denemesiymiş. Aldığım yanmış lastik kokusundan sonra bence bekleyelim biraz daha denesinler. Sanıyorum beklemeye pek uygun değil. En iyisi önce orijinal İspanyol Grenache deneyip damağımızı alıştırmak gerekecek.

GÖBÜN



İlk şarabımız bir sürpriz.
Azerbeycan’ın Yeddi Gözal isimli bir şarabı.
Fuzuli’nin bir öyküsünde bahsettiği yedi güzelin ismi verilmiş şaraba.
Şarabın Anavatanı Gürcistan’a bu kadar yakın olan bir ülkenin şarabı da güzel olur diyerek açıyoruz mantarı. Yemekten önce açmakla iyi yapmamışız çünkü yarı tatlı bir şarap. “Madrasa ve Kaberne- Sovinyon üzüm sortlarından hazırlanmış qırmızı tabii kamşirin üzüm şarabı” yazıyor arkasında.
Bir de uyarı yazısı var: “18 yaşına çatmamış gençlerin, sükan arxasında olan sürücülerin ve hamile qadınların spiritli içkiler içmeyi maslahat görülmür”.
Teflon tavada şahane bir Bonfile gelince önce DLC Öküzgözü 2009 ve ardından Turasan Seneler Öküzgözü 2008 açıldı. Biraz haksızlık oldu tabi gümüş madalyalı Senelerden önce içilen DLC’ye ama güzel bir yatay tadımdı. İkisi de Elazığ’ın tek bağ üzümlerinden. Biri 4 ay biri 12 ay meşe fıçıda bekletilmiş. Bence meşe yakışıyor Öküzgözüne.



DLC Öküzgözü büyük marketlerde indirimde yakalanırsa kaçırılmayacak; Turasan Seneler Öküzgözü ise paraya kıyılıp ( 32 TL galiba) özel bir günde açılacak şarap.
Tadı damağımızda kalınca şarapların, bir de kutuda Merlot şarabımızı deneyelim dedik.



Aslında kutu şarap konusu ilginç bir gelişme ama ülkemizde henüz fazla yer bulamadı. Bizim şarabımız İtalyan malı, Quargentan marka 1 litrelik ucuz bir şarap. Son Kıbrıs yolculuğumda marketten almıştım. Çoğumuz için kutudan şarap içmek yeni bir tecrübeydi. Sofralık şaraplar için kabul edilebilir bir ambalaj şekli olduğuna karar verdik. Hele yelken sırasında teknedeki her şeyin tepetaklak geldiğini düşünürsek, tam bize göre bir ambalaj şekli olabilir.

FETHİYE ECE MARİNA



Bu güzel Marina’ya yanaştığımız saat 17.00 gibi yanaştığımızda eski kaşar ve parmesan peynirimizin yanına açtığımız şarap Leona Cabernet Sauvignon 2009 oldu. 25 TL’lik bir şarap değil bence. Üstelik kurutulmuş kekik kokusunu da alamadık J Ama şu da bir gerçek yorgunken içilecek şarap bence Cabernet Sauvignon olmalı.

BOYNUZBÜKÜ



Bu cennet gibi Göcek koyunda, yağmurla gelen mis gibi toprak ve deniz kokusunda açılacak hangi şarap olsa haksızlık olurdu. Gidip kavdan ezilmeyecek bir şarap aradım. Pamukkale Trio’da karar kıldım. Cabernet Sauvignon, Kalecik Karası ve Şiraz kupajına köfte, patates, salata kupajı eşlik etti. Makul fiyatıyla ödediğimiz parayı kesinlikle helal edebileceğimiz bir şaraptı. Aldığımız keyfi anlatmak mümkün değil.
Klasik şarap tadımlarındaki gibi dolgun ve dengeli bir şarap, ön ağızda kırmızı orman meyveleri hissediliyor falan diye ahkam kesmek istemiyorum. Zaten şarabın etiketinde ya da internetteki bir birinden güzel şarap sayfalarında ve bloglarda çok daha profesyonellerin yazdıklarını bulmak mümkün. Benim amacım tekne kültürüne şarap keyfini entegre etmek. Yaşadıklarımızı tarihe not düşerken aldığımız keyfi hafif bir şarap bilgisiyle harmanlayıp paylaşmak. Hepsi budur.

HAMAMKOYU



Başka bir muhteşem Göcek koyu. Bir iki şarap içeriz diye elimizdeki Şirazları açalım dedik. Önce Don Luciano La Mancha 2008 Syrah. Ucuz bir İspanyol Şarabı. Fena değil ama aklımız arkadan gelecek şarapta. Pamukkale Amfora Şiraz Rezerve 2005. 18 ay meşe fıçıda beklemiş. Tam dorukta bir şarap. Açık havada bile baharat ve mürdüm eriği buram buram. 2010’da Master of Wine’da 84 puan alan bir şarap. Ancak aynı tadımda DLC Grenache 2008’in 85 puan aldığını söylemeden geçemeyeceğim.
Diğer teknelerden misafirlerimiz güzel şaraplarınızı tadalım diye gelmeye başlayınca rakıcıları memnun etmesi muhtemel şaraplarımızı eski kaşar, kars gravyer, parmesan ve keçipeyniri stoklarımızın yanında açmaya başladık.



Önce havaalanındaki duty free şarapçıdan 12 avroya alınmış 2008 California Zinfandel. Woodbridge by Robert Mandari. Carrefourdaki fiyatının 56.25 TL olduğunu söylemekte fayda var. Arkadan Corvus Rarum Kuntra-Karalahna 2007. Nadir bir şarap olduğundan Rarum adı verilmiş. 81 puanlık ve 30 TL civarı bir şarap.
Her iki şarap da rakıcılar tarafından çok beğenildi. Hatta Rarum gibi yoğun tanenli ve dolgun şarap biraz tatlı bulundu.
Zinfandel de özellikle isim olarak tam puan aldı. Hatta bir arkadaşımızın yeni teknesine Zinfandelcan ismi önerildi. :)
Ekip kalabalık, şaraplar güzel olunca devamı da geldi tabi. Kayra’nın Terra Boğazkere 2006’sında 8-10 yıl olgunlaştırılabilir yazıyor ama 5 yıl zor dayandı. Bence içtiğimiz en güzel şaraplardan biriydi ama biraz gölgede kaldı. En son açılan Pamukkale Senfoni 2008 dörtlü kupaj ( Shiraz, Merlot, Kalecik karası, Boğazkere). Aramızdaki adı tekne şarabıdır çünkü kiraladığımız tekneye bindiğimizde hediye olarak masada buluruz. Genellikle de son güne kadar içilmez. Altıncı şarap olarak içilirken kimse şikayet etmiyordu.

RODOS



Uzun bir yelken seyrinden sonra Göcek’ten Rodos’a gelip Mandreke limanına bağlandığımızda kutlama şarabı gerçekten hak edilmişti. İlk açtığımız şarap Eskişehir’e şarap kültürünü yerleştirmeye çalışan Sensus’un kendi şarabı olan Ventus Premium. Cabernet Sauvignon, Merlot, Shiraz kupajı. Manisa Gürle’deki genç bağlardan. Yılda sadece 30000 şişe üretiliyor. Ventus ”yeniden doğuş” demekmiş. Tam da Rodos ruhuna uygun bir şarap oldu. Her zamanki gibi Poseidon’un hakkını verip bitter çikolata (sakın çukulata yazmayın) ve tarçın aromalı şarabımızı içiverdik ama ton balıklı makarna daha yeni geliyordu.


O zaman bir şişe de DLC Kalecik Karası 2009 açtık. İkisi de farklı kategorilerde olsa da 15 TL civarındaki fiyatıyla Ventus Premium fiyat/performansta öne geçti. Rodos’a gideceklere önerim kale içinde marina çıkışına yakın “Oinochoros Marinos” isimli duty free alkol satış mağazasını mutlaka ziyaret etsinler. Üst katta dünya, alt katta Yunan ve Rodos şaraplarını çok ucuza alabilirler. Ben 6 şişe kaliteli şaraba 45 avro ödedim. 5.40 avroya aldığım Şili Sunrise Cabernet Sauvignon’un Türkiye’de 43.90 TL, 11.74 avroya aldığım Woodbridge Zinfandel’in 56.25 TL olduğunu söylersem aradaki farkın sıra dağlar gibi olduğu kolayca anlaşılabilir.

BOZUKKALE



Rodos’tan alınan bir Fransız şarabını açtık. Baron Philippe de Rothshild Vin De Pays D’oc 2007 Cabernet Sauvignon. Rothshild adını görünce kapıldığımız heves kursağımızda kaldı. Maalesef gezinin en kötü şarabı seçtik. Açıkçası çerez ve peynirimize yazık oldu. “Bu zengin, çok iyi dengelenmiş şarap, koyu rengiyle güçlü ve meyve doludur. Klasik Cabernet’i erken içilmeye uygundur. Baron Philippe de Rothshild bu şarabı, Fransa’nın en eski şarap üretim alanlarından biri olan Pays D’oc’un en zengin üzüm bağından seçmiştir” yazıyor ama sanıyorum biz biraz geç içtik. Bu markayı THY uçuşlarında da veriyorlar ama Yakut’a değişmem.
Şarabı beğenmeyince komşunun Terra Shiraz 2008 şarabına yazıldık. 6 ay meşe fıçıda beklemiş ve 4-6 yıl bekletilmeye uygun bol madalyalı bir şarap. Öncekinin üstüne “şıra” gibi geldi.
Sağanak yağış başlayıp teknede mahsur kalınca pişti oynayıp, çerez atıştırırken sıranın Mahlep’e geldiği belli olmuştu. Biraz buz ile daha iyi gittiği kesin. Diren şarapları Porto şarabına benzettikleri harika bir lezzet yaratmışlar bu yabani vişneden. Tatlı ve 18 derecelik alkolüyle iyi kafa yapıyor doğrusu.

KUMLUBÜK



Koyun doğu tarafında alargada kalıp ton balıklı salata ile peynir tabağı eşliğinde önce DLC Boğazkere 2009 açtık. Büyük marketlerde her zaman bulunabilecek uygun fiyatlı bir şarap olarak değerlendirmek gerek. Yine de DLC serisinden Cabernet Sauvignon-Merlot kupajını tek geçerim. O ne renk öyle.



Cabernetini beğenmedik ama son günümüzde ziyan olmasın diye Baron Philippe de Rothshild Vin De Pays D’oc 2007 Merlot’u da açtık. Kesinlikle bu daha iyi idi. Yine de yabancı şarapları alırken isme kanmamak, bir tane içmeden çok şarap almamak gerekir.

ALBATROS MARİNA



1 haftalık tatilin ve içilen şarapların sonuna geldik. Böyle seyahatler bitip tekne limana sağ salim dönünce kutlama şarabı açılır. Tüm şaraplarımızı bitirdiğimiz için Kumlubük’te komşudan aldığımız Buzbağ Klasik Boğazkere-Öküzgözü şarabını açtık. Buzbağ Rezerv gerçekten çok iyi bir şarap. Ancak bekletmek gerekiyor. Eğer hemen içmek isteniyorsa makul ve hatta son indirimle ucuz bir şarap olan Buzbağ Klasik seçilmeli. Onca yoldan sonra ne içtiği kimsenin umrunda olmadığı için son güne saklanabilir.

SONUÇ:

Açık havada şarap tadımı olmuyor. Buram buram kekik ve portakal çiçeği kokan güzelim Göcek koylarında şarap aromasıyla haksız rekabet oluşuyor.
Çok şarap açılacaksa, bilinenin aksine kesinlikle önce en kaliteli ve en yoğun şarapları açmak gerekiyor. Çünkü şaraplar birbiri ardına içilince şarabın cinsi ve yılı değil alkol derecesi daha önem kazanıyor. O zaman meşhur lafı değiştirip “kötü şarap yoktur, az içilmiş şarap vardır” demek gerekiyor.
Rakıdan şarap dünyasına geçirmeye çalıştığınız arkadaşlarınız varsa mümkün olduğunca tanenli, dolgun ve boğaz kerten cinsinden şarapları seçmekte fayda var.
Zinfandel’in “rakıcı Türk erkeklerinin” damak tadına çok uygun olduğunu şarap üreticisi ve ithalatçılarına duyuralım.
Kutudan şarap içmek değişik bir deneyim. Tabi ki engin şarap kültürüne ters ama mecbur kalınca çay bardağından şarap içilen teknelere uyabilir. Üstelik taşınması ve korunması çok kolay oluyor.
Bir haftalık tadıma bu kadar çıkarım bence yeter. En kısa zamanda daha çok şarabın tadımında buluşmak dileğiyle…

Celal Kırdar



Not: Omerta ekibimizin Kaptanlarından Sevgili Celal' e çok teşekkürler...
Eyüp

4 yorum:

Tayfun Güler dedi ki...

Sevgili Eyüp Kaptanım,

İnternete şöyle bir göz atarken blogunuzda bunca keyifli satırlarla karşılaşmak beni çok keyiflendirdi.
Nezdinizde satırların yazarına da çok teşekkür ediyorum.
Şarap ve yelken ne kadar güzel bir birliktelik oluşturmuşlar.
Bir gün aynı masada tadabilmek dileğiyle
Tayfun Güler

Adsız dedi ki...

ilginc blog icin tesekkur

gezeryazar dedi ki...

Şarap kadehi arkasından manzara, harika bir çekim elinize sağlık.

Gülçin Atalay dedi ki...

Eyüp abicim,

Çok keyifli bir yazı olmuş. Çok iştah açıcı... :)

Etkinliğin teması muhteşem...

Özellikle Azerbeycan şarabının arkasında yazan uyarı çok hoşuma gitti :)

Sevgiler...