11 Mayıs 2010

Ege' de ilkyaz gezimiz' den notlar... (Nisan 2010)


23.Nisan haftasında 3 tekne toplam 13 arkadaş Marmaris-Göcek-Fethiye ve Rodosu içeren bir seyir yaptık.
Gündüzleri oldukça sıcak, geceleri ise daha çok serin, denizin sakin ve tertemiz olduğu, koyların bir o kadar sakin olduğu bir dönemde, uzun kış günlerinin ve İstanbul işyaşamımızın tüm yorgunluğunu atıp, dinlendiğimiz ve dinginleştiğimiz bir geziydi...

Aşağıda Dr. Özcan Baripoğlunun gezi izlenimlerini okuyabilirsiniz...

Sevgiyle...
Eyüp
Efendim,
Marmaristen palamarları çözüp, tonozu suya bıraktıktan sonra yola çıktık. İlk balançina krizini atlattıktan sonra yola koyulduk. ha babam de babam motora basarak, zira rüzgar 1-2 falan yola devam ediyoruz...Tekne 43 feet Gib Sea...

El netice Ekincik koyunda My Marinaya bağlandık !
Önce deniz - yüzme molası...
Eyüp'ün kankası Tahir yerine bu sefer kendimize bir iyilik yapmaya karar verdik. Hayatın iyi yapılmış bir salatadan ibaret olmadığını düşünerek ve dahi My Marina'nın sezon başı avantajlarından faydalanarak, mükemmel denilebilecek bir akşam yemeğini ardı arkası kesilmeyen kahkahalarla süsleyerek idrak eyledik.
Öğlene doğru ayrıldık, istikamet Göcek koyları...
Rüzgar yine ortalıkta görünmüyor...
Maç seyretme sevdasına Göbün koyuna kıçtan kara bağlandık !
Denize atlayarak günün yorgunluğunu atma işlemini takiben masaya göç...
Mezemsi bir şeylerle fena sayılmayacak balıkları mideye indirdik ama BOBO penaltıyı kaçırınca hazmı zor oldu biraz...
Ertesi sabah koylarda bir o yana bir bu yana vakit geçirerek Sıralıbük' e üç tekne sıra sıra bağlandık...
Bu akşam teknede yiyeceğiz..
Peki ne yiyelim ? Tabii ki makarna !
AAA o da ne sosu var kendisi yok...hay allah vay allah, allah size akıl versin derken üç teknede de sosun bulunduğu ama makarnanın olmadığı tespit edildi.
Ortak listeden 3 set hazırlayınca sonuç aynı oldu !
Ama tabii yokluğu bilenler çareyi de üretirler, şöyleki ; Önce kabuğu soyulmuş domatesler ve yeşil biberler küçük parçalar halinde bir miktar zeytin yağı eşliğinde pişirilerek sos haline getirilir. Bu arada bayat ekmekler fırında küçük parçalar halinde kızartılır.
Sonra bu ekmekler ve hazırlanan sos karıştırılır. Üzerine makarna sosu da eklenir. Bitmedi !
Bir miktar sarımsakla beraber mama haline getirilen yoğurt bu karışıma eklenir..
Bitmedi !
Sonra tereyağı kızartılır ve içine acılı biber - baharat karışımı eklenir, sonra tepsiye serilmiş ana yemeğin üzerine bu muhteşem karışım ilave edilir..
Buyrun size Özcan Usta'dan postmodern bir PAPARA..
Afiyet olsun..
Eh biraz da acıkmışsan bazı eksiklikler göz ardı edilebilir elbette...
Sabah kahvaltısını takiben Tersane koyunda alargada yüzme molası...
Sonra Fethiye Körfezine giriş ve girer girmez açılan yelkenler..
Mavi atlas üzerinde kavançalarla gergef işler gibi yol alarak, geniş apaz seyriyle Şovalye adası önüne geldik bile..
Ama vakit çok erken !
O zaman dön geri, bekleyen yok ki Fethiye' de !
Bu sefer orsa seyriyle, zaman zaman apazlayarak harmandalı oynar gibi bir o yana bir bu yana delişmen taylar gibi dalıyoruz..
Keyfimize diyecek yok..zamanı tüketiyoruz, tekrar geniş apaz ve doğru Ece marinaya..
Arkadaşlardan birisi kendini tutamayarak marinaya yelkenle yanaşmak istedi ama yasakları aşamadı, ne yazık ki !

Önce aklanma, paklanma faaliyeti..
Bu arada KEFAL' i niye yemeyiz sorusuna yanıt arıyoruz. Bu gezinin sorunsalı bu !!!
Efendim bizim üstadlardan birisi lafa daldı ' niye yemezmiş'
" o zamanlar basmanede öğrenci evindeyiz, ama mahelle bizi seviyor, bir de kamuran amcamız var, alkolikte denmez, serkeş de, ama kazandığını içkiye veren birisi..ekmeğini de denizden çıkarır..bir çupralar allah sizi inandırsın nah böyle...kamuran amca tuttuğu balıkların bir kısmını bize verirdi.. biz de komşuların çatılarından kiremit araklar, o kiremitleri güzelce temizlerdik. çupraları kiremite yerleştirip doğru fırına..fırıncı ismail abi de ' ulen fırın da kokacak ama neyse sizin de hatırınız var' der bizim balıkları pişirirdi. sonra evde çay bardaklarında rakılarla kızlara hava atardık... bu arada izmir tabi o zamanlar bir başka'
Gördüğünüz gibi niye kefal yemedğimiz hala anlaşılamadı değil mi ?
Aradaki daha bir çok detayı pas geçiyorum...
Efenim bu Kamuran Abi dermiş ki " oğlum denizden ne çıkarsa ye ama sakın kefal yeme"
Mevzu anlaşıldı değil mi efenim.. geçiyorum o halde..
Sonra balık pazarında konuşlanma..


Derken roman kardeşlerin " isli isli" çalmalarına dayanamayarak yaklaşık bir saatlik beraber ve solo şarkılar faslı..Nihavend makamından...
Gece tatlı tatlı tekneye giderken kendimizi bir türkü barın içinde buluyoruz.. sahnede bağrı yanık bir yörük vatandaşımız bağlama çalıyor. Bir de kendine ritm sağlasın diye org ayarlamış.. çıstak çıstak gidiyor..
Önce bu çistak faslını kapattırdık.. Sadece bağlama sesi istedik..Sonra adama bir repertuar verdik, bunlar söylenecek diye..
Sonra adam çaldı biz söyledik, eğer zamanımız olsaydı bağlamayı da biz çalacak hale gelirdik.. Bu seremoni salondaki diğer müşterilerin gözünün önünde bir saat içinde oldu ve bitti..barlar sokağına türkü dostları olarak bir hoş seda bırakabildiysek ne mutlu bize :))

Öğlene doğru Soğuk su koyuna doğru bir motor seyri..


Küçücük bir koya üç tekne kıçtan kara bağlandık.. Daha önce görmeyen arkadaşlar Kayaköy' ü ziyaret etmek için dağı tırmanmaya başladılar bile..
Akşama makarna ! ( Fethiye'den aldık çünkü keh keh )
Biraz yorgunluk var biraz da ölü dalgalar bizi dağıttı... Ben erkenden yattım. Geride kalan heyet ne yaptı bilmiyorum.
Bu arada bir alman amcamız ve bir grup bremen mızıkacıları birbirine aborda olan bizim üç teknenin dikine bir vaziyette koyun göbeğine demir serdi..
Dingi marifetiyle uzun koltuklar alarak kayalara bağlandı. Bizim diğer iki tekne Rodos' a gitmek için gece seyri yapmayı planlıyorken iş karıştı. Amcamla anlaşmak mümkün değil !
Herneyse sabah ola hayır ola !
El netice bir çapariz çıkmadan bizim iki tekne ille de Eyüp kaptan ( Merem kulakların çınladı mı ) ille de Mikonos diye tutturmuşken zor bela ikna edilerek Rodos' a seyre daldı.
Biz dönüşe geçtik, istikamet keyfimize göre ya Göcek ya da yine Ekincik..
Rüzgar fıstık gibi 16- 22 arası esiyor. Ama devamlı kafadan yiyoruz..Orsa seyriyle yol alıyoruz..Almaya çalıştığımız zamanlarda oldu elbette.. Tramolalarımızla şenlenmeye çalışıyoruz..
Sonuçta yaklaşık 8 saatlik bir orsa seyrini takiben Ekincik koyuna giriyoruz.
Bağlandık, yemek siparişi falan ama anlaşılan o ki, imanımız gevremiş..
Kısaca düştük ve uyku..
Sabah 5-8 arası bir rüzgarla hayatı zorlamadan tekrar orsa seyrine devam ediyoruz. Zaman zaman motora basıyoruz. Akşamüstü yalancı boğaz kıyılarında oyalanyoruz, yüzüyoruz...
Akşam bağlanarak Marmaris sokaklarında arz-ı endam eyleyerek yola düşüyoruz..


Özcan

2 yorum:

Gülçin Atalay dedi ki...

Özcan Bey Merhabalar,

Öncelikle elinize sağlık.
Çok keyif aldık okurken.
Yaşattınız...

Eyüp abi,
Yansıma fotoğraflarına bayıldım. Sanırım onlar da sizden...

Saygılar, sevgiler...

Eyup Ogan dedi ki...

Merhaba Gülçin,
Fuarda görüşemedik...
Biz havaların ısınmasıyla seyirlere başladık, umarım en kısa zamanda görüşürüz...
Fotograflar, bizimle beraber gezilerimize katılan dostlarımızın..
Sevgiler :)