25 Kasım 2010

6.Geleneksel Omerta Gezimiz (Kasım 2010)



Sevgili Arkadaşlar,

6.Geleneksel Omerta gezimizi 13/20 Kasım tarihlerinde sağ salim ve büyük bir keyifle gerçekleştirdik.

Geziye 3 tekne ile 12 Omerta üyesi arkadaş katıldı.
Laloba: Mustafa Güler, Deniz Erduran, Mehmet Sadık Kutlu, Burhanettin Aydoğan
Zezo: Ünal Çilingir, Bekir Oksay, Celal Mestçioğlu, Süleyman Ergun

Rossinante: Murat Çamkoru, Mehmet Tez, Kubilay Çağlar, Eyüp Oğan

Yaklaşık 150–160 denizmili yaptık. Rotamızı ekteki haritada görebilirsiniz.
Tüm Türkiyede olduğu gibi genelde hava birgün hariç güneşli ve açıktı. Rüzgâr pek yoktu ama son dönüş günü giderek artan rüzgârda çok keyifli bir yelken yaptık. İlk gün hariç denizde pek durgun ve dalgasızdı…
Deniz suyu sıcaklığı ortalama 25 derece idi ve hergün denize girdik…
Tüm bir hafta boyunca bir tane bile balık tutamadık, hergün dalış kıyafetleri ellerde zıpkınlarla dalış yapılmasına rağmen bir tane bile balık vuramadık…(Ama Laloba bunun hırsını bir garip ahtapottan çıkarıp, afiyetle yedi...)
Kasım ayı ortaları dolayısıyla sezonun bitmiş olması nedeniyle koylar ve limanlar çok sakin, restoran vb yerlerin çoğu kapalıydı.
Açıkçası yer bulma açısından korkarak gittiğimiz Symi ve Rodos ta çok rahat ettik. Hele Symi de koca limanda bizden başka pek tekne yoktu.
Symi ve Rodos’ ta resmi giriş-çıkış işlemi yapmadık. Herhangi bir sorunda yaşamadık.



1.Gün Marmaris-Çiftlik
Tansaş’ ta buluşup alış veriş yapıp teknelere yerleştirip, tekneleri tanıma, temizlik vb derken saatler hızla geçti, kış saati uygulaması, havanın erken kararması gibi nedenlerle rotamızı Çiftlik koyuna çevirdik, Mustafa’ nın Hayrullahı arayıp rezervasyonumuzu yaptırmasıyla tesislerin kapalı olduğu koya iç rahatlığıyla girdik. Ama geçen günlerin rüzgârından kalan ölü dalgalar, soluganlar koyun içini allak bullak ediyor, koydaki tüm iskeleler kış nedeniyle sökülmüş durumda, bu nedenle Green Platan otelin önündeki beton iskeleye çok zorlukla yanaştık. Murat ve Kubilay demirde, neredeyse tüm demiri döşeyerek kıçtankara beton iskeleye yanaştık, dalganın gelip bizi beton iskele seviyesine yükselttiği bir arayı kollayan Mehmet Tez elinde kıç halatı ile çevik bir şekilde iskeleye atladı ve hemen volta atıp diğer halatımızı da alıp güzelce bağladı. Fakat dalgalar teknenin kıçını çok tehlikeli bir şekilde beton iskeleye yanaştırıyor, usturmaçalar filan hiç işe yaramayacak… Bu nedenle teknenin başından kıyıya iskelenin ucuna rüzgâr üstünden uzunca bir açmaz aldık. İçimiz biraz rahatladı…
Zezo ve Laloba da aynı zorluklarla gelip bağlandılar… İskelede Mehmet Tez sırasıyla diğer teknelerin kıç halatlarını güzelce voltalayıp bağladı. Botu denize indirip ikişer ikişer dalgalarla oynaşarak iskeleye çıkıldı. Her ne kadar elimde fotograf makinası ölümsüz bir anı kollamama rağmen denize kimse düşmedi… Burhan da düşmedi… :)
Deniz Restoran bizim için açılmış, mis gibi kokular denizkıyısına geliyor… Güzel bir bol domatesli ve yoğurtlu olmak üzere ayrı ayrı hazırlanmış sıcacık biber, patlıcan, patates kızartılmış koca kayık tabakları bol ekmekle sıyıra sıyıra suyuna ekmek banarak iştahla yedik…
Aramızda yeni arkadaşlar var. Karnımızın biraz doyması, nefsimizin biraz körelmesiyle herkes kısaca birer konuşma tanışma derken keyifli bir sohbet başladı. Gelemeyen arkadaşlar merak etmesin hepinizin kulağı birer birer itinayla çınlatıldı…:)
Mercan ızgara, Lagos buğulama, bol rakı, meyva, kahve derken ilk gün olması nedeniyle yorgunluk ve uykusuzluk galip gelip fazla geç olmadan kalktık. Teknelere gittik ama… Nasıl bir sallantı tarif edemem… Zar zor teknelere bindik, maalesef yine kimse düşmedi… Burhan bile…
Zezo, Çiftlik adasının kuytusuna doğru gidip demir attı… Ama hala ölü dalgaların etkisiyle fena sallanıyor.
Biz, hemen yakındaki dalgalara ve rüzgâra kapalı Gebekse koyuna doğru zifiri karanlıkta gitmeye karar verdik. Elimizde projektör ve fenerlerle dikkatlice ve yarım yol koyun dibine doğru girip 5–6 m derinliğe demirimizi atıp zincirimizi serdik. Ohh dünya varmış… Ne dalga var ne rüzgâr… Arkamızdan Laloba’ da bizi takip edip yanıbaşımıza demir atıp, alargada kaldı… Zezoyu telefonla aradık, gelin dedim ama biz rahatız dediler ve gelmediler…
Hemen kamaralarımıza çekilip uyuduk…



2. Gün Gebekse koyu- Bozukkale
Deliksiz bir uyku çekip uyandığımda tekne neredeyse geceki demir attığımız ve hafifçe salınmış haliyle hiç kımıldamamış gibiydi…
En geç ben kalkmışım, herkes denizde yüzüyor…
Yüzme faslı ve arkasından mükellef bir kahvaltı yaptık.
Bugün Symi’ ye gideceğiz.
Yavaşça demirimizi alıp koydan çıktık, hava çok güzel masmavi bir gökyüzü ve ortamı ısıtan güneş keyfimizi artırdı. Koydan çıkıp sancağa dümen kırıp rotamıza girdik ama deniz o kadar dalgalı ki…
İçimiz dışına çıkarak sallan yuvarlan Bozukkale önlerine geldiğimizde telefonla görüştüğümüz Laloba teknesi Bozukkale’ de geceleyelim daha fazla gidemiyeceğiz diye bizi uyarınca Bozukkaleye girdik. Laloba da Burhan ve Deniz iyice kötülemiş, deniz tutmuş…




Bozukkalenin koyun sonundaki sancaktaki kapalı olan restoranın iskelesine yaklaşıp alargada durgun suya demirimizi saldık… Hemen mayolar giyilip denize atlandı… Daha sonra ise şarap ve kuruyemiş yiyerek diğer tekneleri beklemeye başladık. Zezo, Rodos’ a doğru yelken seyri yaptığından biraz gecikerek, Laloba ise mürettebatın bulantıdan sararmış yüzleriyle hemen arkamızdan koya girip, hemen iskelede kalan rstoranın tonoz halatlarını alıp bağlanıp, karaya ayakbastılar…
Denize girip yüzme, dalganın olmaması, karaya çıkma vb ile yüzlerdeki renkler yerine gelip, keyifli bir ortamda teknede makarnalar yapılıp, şaraplar içilerek yıldızların altında sohbetler edildi ve fazla gecikmeden kamaralarımıza çekilip uyuduk.



3. Gün Bozukkale-Panormitis-Symi
Bu Omerta gezisi kısa bir rota üzerinde olduğundan acelemiz, erken kalkma telaşemiz yok… Ne güzel!
Hava ve deniz de çok güzel…
Uyanan herkes hemen cump diye suya atlıyor… Deniz tertemiz, dip pırıl pırıl gözüküyor…
Teknelerde kahvaltımızı yaptıktan sonra kıç halatlarımızı çözüp, sırasıyla Bozukkaleden çıktık. İstikamet Panormitis…
Koydan çıkınca dünkü ölü denizlerden eser kalmadığını görmek hepimizi mutlu etti… Sanırım Laloba teknesi de çok mutlu olmuştur… Fakat bu seferde hava çok yanık, rüzgâr hiç yok… Durgun dümdüz denizde motorla kısa sürede Symi-Panormitis koyuna vardık. Koydaki feribot iskelesine aborda olduk… Bizden başka kimsecikler yok… En arkadan gelen Laloba da Zezo teknesine aborda oldu.
Panormitis deki meşhur kiliseyi gezdik, fotograflar çektik… Hava iyice sıcak ve terletiyor…
Yaklaşık 1–1,5 saat sonra Symi merkeze de geç kalmamak endişesiyle palamar halatlarımızı çözüp bu sefer Symi’ nin batısından dolaşarak Ana Limana geldik…
Şimdi söyleyeceklerime inanamayacaksınız ama gerçek… Tüm liman bomboş… Heryer bizim…
Feribot iskelesini geçip koyun sonuna Manos’ un restoranına doğru sancağımızda kalan boşyere sırasıyla kıçtankara olduk…
Bizim teknede Mehmet Tez elinde kıç halatları ile kıyıya atlayıp kolayca bağlayıverdi ve arkasından yanaşan diğer teknelerin halatlarını aldı…
Hemen şaraplar açıldı, tekne havuzluğunda sohbet başladı…
Symi’ yi her iki karşılıklı kıyısını uzunca yürüyüp gezdik.
Bu arada her teknede fotografçı arkadaşlarda mevcut. Bizim teknede Murat, Laloba da Sadık ve Zezo da Bekir gezi boyunca ellerinden makinalarını, tripodlarını eksik etmediler… Sanırım kısa sürede çektikleri güzel fotografları grupla paylaşırlar…
Manos ve sahildeki çoğu taverna kapalı…




Biz ara sokaktaki Meraklis adlı tavernaya gittik. Henüz saat 18.00 ama hepimiz açız… Yunanlılar yemeğe 21.00 hatta 22.00 gibi geç geliyor… Biz ise o saatlerde iyice doymuş ve sarhoş olmuş oluyoruz… Benim ise zaten uykum gelmiş oluyor…
Keyifli bir akşam yemeği sonrası sahilde yine kısa bir yürüyüş sonrası bir cafede kahvelerimizi içip, uykusu gelenler tekneye döndü… Bu arada siyah boynu fularlı bir köpek ise tüm Symi gezisinde bize sadakatle eşlik etti, sabaha kadar teknemizin pasarellamızın önünde nöbet tuttu…



4. Gün Symi-Kurucabük-Bencik koyu
Sabah kalktığımızda Symi Liman koyu içine tepelerden oldukça hatırı sayılır şiddette rüzgâr sağanakları bindiriyor, hava ise kapalı, bulutluydu. Laloba erkenden kıç halatlarını çözüp, demirini alarak yola çıktı. Aktur tatil sitesinin bulunduğu Kurucabükte kahvaltı molası verecekler…
Bugün bayram… Diğer teknelerdeki arkadaşlar hep beraber bize geldi, havuzlukta bayramlaştık.
Laloba ile gün içinde buluştuğumuzda bayramlaşırız
Biz, artık tecrübeliyiz hava rüzgârlı ve deniz nanemolla… Nolur nolmaz diye Fırından aldığımız taze ekmekle hafif bir kahvaltı yapıp, demirimizi toplayıp koydan çıktık… Yelkenleri açtık 8–9 knot rüzgârda geniş apaz Kurucabüke doğru dümen tuttuk…
Yolda şiddetli yağmur geçişlerine yakalandık ama kısa sürdü… Arkamız Rodos tarafı ise gökyüzü kapkara…
Kurucabüke varıp, Lalobayı demirde bulduğumuzda koyun ölü dalga ve soluganlarla çok rahatsız olduğunu farkedip hiç durmadan Bencik Koyuna doğru yollandık…
Dişlice adasını bordalayıp sancağımızda bırakarak Benciğe girdik ve sanki bir göle veya havuza girmişçesine deniz durulmuş ve sakinleşmişti… Koyun dibine kadar yavaşça gezdik, bir iki tekne kışlama hazırlığı yapıp kışlamış… Bizden başka kimsecikler yok… Güzel bir yer bulup 5–6 m demirimizi salıp güzelce kıçtankara olup bir ağaca bağlandık… Mehmet ve Murat soyunup suya atlayıp halatları bağladılar.
Güneşte yavaş yavaş bulutlardan sıyrılıp yüzünü gösterince değmeyin keyfimize… Ortalık ışıdı ve ısındı…
Botu indirip, kıçtantakma motoru monte edip koyu gezdik, yüzdük, MTA nın kampını ziyaret ettik, şarap içtik, makarna yedik…
Diğer teknelerde sırasıyla gelip yanımıza bağlandılar…
Balıkçı ve zıpkıncılar botla Dişliceye balık avlamaya gittiler…
Geç vakit elleri kolları maalesef boş döndüler…
Kubilay çok marifetli, süper nefis yemekler yapıyor, bu akşam bizim teknenin menüsünde ana yemek olarak Kavurmalı pirinç pilavı var. İştahla yedik…
Akşam hava erken kararıyor, güneş çekilince hızla soğuyor…
Polar ve eşofmanlarımızı giyip teknelerimizde yemeklerimizi yedik…
Teknelerimiz, ay ve yıldızların muhteşem görüntüsü, suya akseden ışıltıları arasında sanki uzayın sonsuzluğunda boşlukta duruyor gibi…
Sohbet ve gülüşmelerimiz sonunda uykuya yenik düşüp uyuduk…



5. Gün Bencik-Ağılkoyu-Söğüt
Sabah erken kalktığımda Laloba’ nın güvertesinde Sadık elinde olta ile bıkmadan usanmadan biteviye balık tutmaya çalışıyordu. Laloba ve Zezo bizden önce çıktı…
Biz, teknede güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra halatlarımızı çözüp, zincirimizi toplayıp Bencikten çıktık. Deniz palpaliman… Rotamız, önce Orhaniye kızkumu görülecek sonra bizimkilerle Hisarönü Körfezinin güney kıyısındaki son korunaklı koy olan Ağıl’ da diğer adıyla Dirsekbükü’ nde buluşulacak…
Yavaş yavaş, kâh kahve içerek, kâh meyva yiyip sohbet edip, gemici bağı çalışarak Orhaniyeye gelip, yavaşça koyu gezdik ve hiç durmadan çıktık, Ağıl koyuna kadar Murat’ ın nişanlı olması nedeniyle evlilik vb hakkında sohbet edip, deneyimler gülüşerek paylaşılarak geldik. Koya girdiğimizde dipteki restoran’ ın taş iskelesine Laloba ve Zezo kıçtankara bağlanmış, arkadaşlar ise denizde yüzüyorlardı… Kayaların kenarında ellerde zıpkın dalış yapanlar, durgun ve berrak suda keyifle yüzenler…
Biz de hemen yanlarına kıçtankara bağlandık. Hemen denize…
Deniz o kadar canlı ki… En dipte gruplar halinde dolaşan turnalar, yukarda ise masmavi renk içinde etrafımızı çeviren küçük meraklı balıklar… Çok güzeldi…
Bu arada iskelenin arka bölümündeki diz seviyesindeki durgun suda keyif yapan bir ahtapot, hala bir balık bile tutamayan arkadaşların hışmına uğrayıp, Celal tarafından da taş iskelede çarpıla çarpıla köpürtülüp Laloba’ nın tenceresine konuldu…
Akşama Söğüte gidilecek, Muhammedin Denizkızı restoranına telefonla haber verildi… Ortam çok güzel ama yola devam…




Bozburunu da tekneyle panoramik olarak gezip, rotayı Söğüte çevirdik…
Denizkızı pansiyon ve restoranı önündeki tahta iskeleye sırayla kıçtankara bağlandık…
Akşam ise tüm gezi boyunca yediğimiz en lezzetli ve nefis yemekleri rakı içerek sohbet edip, Hollanda maçını da seyrederek yedik. Ahtapot ızgara, Kalamar ızgara, Lagos buğulama ve yanında diğer mezelerle birlikte herşey çok lezizdi…
Yemek sonrası biraz yürüyüş, biraz tekne havuzluğunda sohbet ve fotograf çeken arkadaşların çalışmaları sonrası uyuduk…

6. Gün Söğüt-Rodos
Sabah uyanıp, teknelerimizde kahvaltı yapıp güneşli ve rüzgârsız bir havada Rodosa doğru sırasıyla dümen tuttuk…
Saat 14.30 gibi Rodos Mandraki Limanına vardığımızda birçok boş yerin olduğunu görmek sevindiriciydi… Endişeye mahal yok, Mehmet elinde kıç halatları beton mendireğe atlamaya hazırlanmış bile…
Demir atıp uzunca zincir serip Limanın girişindeki mendireğin iç kısmına büyük bir türk guletinin yanına kıçtankara bağlandık. Arkamızdan sırasıyla Zezo ve Laloba da yanımıza bağlandılar…
Akşama kadar serbest program yaptık akşam ise topluca yemek yenilecek…
Rodosa ilk kez gelen arkadaşlarla kaleiçi gezildi, biraz içki alındı, hediyelik birkaç alış veriş yapıldı, akşam için yıllar önce Santorini gezisi dönüşü gittiğimiz yer ayarlandı.
Teknelere döndüğümüzde Rodos Konsolos Yardımcısının ziyaretimize geldiğini gördük, tekne havuzluğunda uzunca bir sohbet sonrası eşini ve kendisini de akşam yemeğine davet edip, taksilere binerek tavernaya gittik.
Taverna’ da masamız hazırlanmıştı… Ama yanıbaşımıza ise yaklaşık 25 kişilik bir yer daha hazırlanmış görünce herhalde yanlışlık oldu diye düşünürken İzmirden gelen bir Lions kulübü grubunun da aynı yere rezervasyon yaptırdığını gördük… Anlayacağınız sanki bir Türk gecesi organize edilmiş gibi, türkçe şarkı ve türküler eşliğinde Konsolos ve zarif eşi ile sohbetler ederek geceyi tamamladık. Bu arada masada bizi yalnız bırakıp kaçan Laloba ekibini de unutmayacağız…
Unutmadan söylemeliyim ki yemeklerde bir felaketti… Gezimizin en kötü yemeklerini de burada yedik… Allahtan hesap biraz namuslu geldi de acımız azaldı…:)
Yemek sonrası neredeyse Rodos sahilini bir baştan bir başa yürüdük… Bar arıyoruz… Ama sezon bitmiş gibi tanıdık bildik yerlerin çoğu kapalı… Biz yorulup bıktık… Tekneye döndük ve uyuduk… Ama bizim çocuklar deneyimli ve sabırlı, konu bar, eğlence olunca yorulma nedir bilmiyorlar… Nihayetinde yeni yerler bulmuşlar, sabreden derviş muradına ermiş misali…
Sabaha karşı geldiler…

7. Gün Rodos-Kadırga Koyu-Marmaris
Bugün son gün, tatil ve gezi bitiyor…
Sabah Laloba teknesi erkenden çıktı, önce Arap adasına gidecek kahvaltı ve yüzme molası verip sonra Marmarise doğru devam edecekler. Arkasından Zezo çıktı…
Biz Mehmetle çarşıya gidip biraz içki ve hediyelik bir iki şey alıp tekneye geldik, kahvaltımızı yaptık ve halatlarımızı çözüp, demirimizi alıp Marmarise doğru dümen tuttuk. Kubilay ve Murat gecenin yorgunluğunu atamadıklarından (saat 05.00 gibi gelmişler) uyuyorlar. Önce biraz yelken yaptık fakat hava kalınca tekrar motor çalıştırdık…
Kadırga koyuna kadar bu şekilde geldik, Kadırga koyuna yüzme molası için girdik. Yine güzel bir yüzme molası sonrası, Marmaris Albatros marinaya doğru dümen tuttuk…
Kadırgadan çıkıp biraz gittikten sonra Kumlubüke yaklaştığımızda güzel bir rüzgâr çıktı… Tüm gezi boyunca yapmadığımız keyifte güzel bir yelken yaptık, Tramolalar, kavançalar attık… Orsa, apaz ve pupa seyirler denedik. Mehmet, Kubilay ve Murat sırasıyla dümen tutup, pratik yaptılar… Bu arada Laloba da bizim yanımızda aynı şekilde sınırları zorlayarak çok güzel görüntüler vererek yelken yapıyordu…
Hava kararırken Albatrosa girdik…




Tekneleri teslim edip, kontrolleri yaptırıp duşlarımızı alıp Mamarise Kervan kebapçıya gidip, gezinin değerlendirmesini yapıp, karnımızı doyurduktan sonra geceden yola çıkacak dostlarımızı uğurlayıp, sabah erken kalkacağımız için tekrar teknelere döndük. Çantaları hazırlayıp sabah 05.30 da kalkıp havalanına gidip İstanbula döndük…

Her teknede ilk kez bu seyre katılan en az bir arkadaşımız vardı. Bizim tekne de ise bizler ilk kez birarada geziye çıktık. Dar bir ortamda birbirini tanımayan kişilerle bir hafta birlikte seyir yapmanın zorluklarını, endişesini taşırken daha ilk günden tüm bunların boşuna olduğunu görmek çok güzeldi.
Yelken açma, kapama, dümen tutma, ayrılma, yanaşma, demir atma, bağlanma gibi deneyim isteyen durumları gayet güzel pratik ettiler, kişilikleri, olgunlukları, grup dinamiklerine uyumları ve nezaketleriyle iyi birer ekip arkadaşı oldular.

Bu vesile ile Mehmet Tez, Kubilay Çağlar, Süleyman Ergün ve M.Sadık Kutlu arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyorum.

Gelecek Omertalarda buluşmak dileğiyle…
Sevgiler

Eyüp

1 yorum:

Gülçin Atalay dedi ki...

Merhabalar Eyüp abi,

Fuara ne yazık ki gelemedik. İnşallah Şubat' ta görüşebiliriz.

Rotanıza, fotoğraflara, yemeklere gerçekten imrendik ve ailece zevkle okuduk...

Elinize sağlık.

Geçmiş bayramınızı kutlarız.
Sevgiler...

Atalay Ailesi.